4/10/2009 - GÜLER MİSİN-AĞLAR MISIN?

http://aktuel.mynet.com/galeri/sinirsiz-yaraticilik/korkunc-cehennem-goruntuleri/3087/70615/sayfa/1/
LC Waikiki Genel Koordinatörü, içinde bulunduğumuz küresel krize rağmen hiç de hak etmediğimiz bir lüks hayat sürdürdüğümüzü söylemiş. Sonra eklemiş : “Bizim çalışanlarımızda olan cep telefonları, mal sattığımız patronlarda yok.”
Valla adam, külliyen doğru söylemiş.
Peki, bir cep telefonu firmasının genel koordinatörü de çıksa; “Bizim çalışanlarımızın giydiği tshirt ve kot pantolonu, mal sattığımız patronlar bile giyemiyor.” dese? E valla, o koordinatör de doğruyu söylemiş olacak. Nitekim A’dan Z’ye pek çok sektördeki firmaların koordinatörleri çıkıp bu tür doğru tespitler yapabilirler. Ve ben de her bir koordinatörün bu güzel tespitine katılırım.
Şimdi bu adamlar adı üzerine “koordinatör” ve başında bulundukları firmayı koordine ediyorlar. Yani belli bir plan dahilinde yönetiyorlar. Ama dediğim gibi sadece kendi firmalarını koordine ediyorlar. Yani burada ekonominin bütününün koordinesi sözkonusu değil. Bu yüzden, her birinin çalışanları diğerinin ürettiği malı veya hizmeti, lüks-zorunlu ayrımı yapmadan satın almaz ise bu çarkın dönmeyeceğini bilmeleri mümkün değil. Zaten böyle adamların taptığı ekonomik sistemde, neyin lüks ve gereksiz-neyin zorunlu ve gerekli olduğunu söylemek bile aforoz edilecek büyük günahlardandır. Ha bunu yapan, yapmaya çalışan insanlar da vardı bir zamanlar. Ekonomiyi merkezi bir plan dahilinde koordine etmeye çalışan ve sadece insanlar için gerekli ve zorunlu malları-hizmetleri dikkate alan “koordinatörlerdi” onlar. Bazı ülkelerde ciklete bile izin vermiyorlar diye bol bol eleştirildiler ve yeryüzünden silinip gittiler o tip koordinatörler.
Şimdi küresel meydan, diğer koordinatörlerin dokuz takla atarak sattığı ürünü satın alan çalışanlarına sitem eden koordinatörlerle dolu. E birader haklısınız haklı olmasına da; senin çalışanın almazsa, benim çalışanım almazsa nasıl çıkar küresel krizler aydınlığa?
Helin Avşar, Abdurrahman Dilipak ile röportaj yapmış. Ben de bu sayede Hülya Avşar’ın kız kardeşinin gazeteci olduğunu öğrendim. Ablası da galiba bir yerlerde köşe yazarlığı filan yapıyordu. Benim gibiler daha gazeteci-yazarlığını keşfedemeden, düşünür mertebesine erişti “şaşkın türk-gururlu kürt” melezi Hülya Hanım. Avşar Bacılar da, ileride tarihçilerimiz için en az Atlan Biraderler kadar incelenecek bir fenomen olacak kanımca.
Dilipak röportaj esnasında Helin’in dekolte olmamasını ve konuştukları oda kapısının açık olmasını şart koşmuş. Helin Avşar’ın “Müjde Ar’a neden (Pornocu) dediniz?” sorusuna Dilipak’ın verdiği cevap şöyle :
“Şimdi bir bayan sanatçı, Japonya’da profesörüyle duygusal ilişki içinde. Aradan uzun zaman geçiyor, profesörün Avrupa’daki oğlu geliyor. Profesörün oğlu, bayan sanatçının hoşuna gidiyor, onunla birlikte olmaya başlıyor. Kadın bunu anlatıyor, o sırada herkes kinayeli sorular soruyor, ‘’Babayı ne yaptın’’ falan diye... Bana göre çok rahatsız edici bir diyalog. Ben de bu olayı anlatıyorum, medyayı pornoculukla ve teşhircilikle suçluyorum.”
Ben eskiden bu Dilipak gibi adamların dini konularda her şeyi okuyup bildiklerini sanırdım. Keşke Dilipak, Ahzab Suresini ve bu surenin tefsirine ilişkin Buhari, Müslim, Tırmizi gibi güvenilir hadisçileri şöyle anlayarak okumuş olsaydı. Olsaydı ve bu tür konulara “yoğurdu üfleyerek” yaklaşsaydı daha iyi olurdu...
Bütün din adamları bir yana, Cüppeli Ahmet öte yana. Bunu fark eden medya, cüppeliyi daha uzun süre vitrinde tutacak gibi. Cüppeli de memnun bu alışverişten. Gazeteci kızımız, bütün gazeteci kızlarımıza özgü saflıkla soruyor: “Cehenneme gidenleri ne bekliyor?”
Cüppeli başlıyor anlatmaya: “Kuran diyor ki; Ateşin dumanları onları kaplamıştır, orada susuz kalacaklar, su diye feryat edecekler. Onlara öyle bir suyla yardım gönderilecek ki, eritilmiş tunç, bakır gibi, aynı zamanda kaynar olacak ve içince bağırsakları dökecek. Öte yandan etrafı kaplayan duman, surattaki eti, deriyi dökecek. Cehennem ne kötü dinlenme yeridir’ diyor bu ayetlerde. Cehennem’de iki kuyu olacak. Cehennem ehlinin tüm irinleri, cerahatleri bu kuyulara toplanacak. Ama kim tövbe ederse bundan kurtulacak...”
E bu cehennem dehşetini okurların öğrenmesi için Cüppeli’yi yormaya ne hacet var? Bakın kaç bin yıl önceden Budistler bu dehşeti, çok güzel resimlerle ifade etmişler. Her gün gazetenizin birinci sayfasından basın bu azap resimlerini de okurunuzun içi titresin. Yazılı metinlerin hidayete erdiremediklerini de böyle korkutarak boyun eğdirirsiniz.
Başyazarınız da her gün sorar: “Ne zaman adam oluruz?”
Cevap: sizin gibi gazetecilerin kalmadığı gün.
|