12/10/2009 - İNSANLIK HALLERİ

Acaba makası saç kesmenin dışında boşa şıkırdatmanın, makası bilemeye yaradığını hangi berber keşfetti? Ya da böyle bir keşif olmadı da sırf şıkırtı olsun diye o makası öyle boşta şıkırdattılar yıllarca? Belki de bu boşa şıkırdatmanın benim sandığım gibi makası bilemekle bir ilgisi yok.
Sebebi, gerekçesi her ne olursa olsun; güzel bir ses makas şıkırtısı. Hele günümüz şehir hayatının yoğun ses kirliliğinde yaşayanlar için terapi gibi bir şey. Bu yüzden öteden beri severim berber koltuğunda geçen dakikaları. Özellikle kısa bir hal hatır sorma ile başlayan ve “sıhhatler olsun” ile biten, sadece makas şıkırtısının olduğu dakikaları.
Benden başka müşteri yok ve beni traş eden berberle, boş koltuklardan birisine oturan diğer berber konuşuyorlar:
-Adama yazık oldu! Gitseydi kutusuna 500 milyarı olacaktı yaa...
-Oğlum gidenler de havasını aldılar. Ne yapsın adam? Gerçi Hamdi Bey yüksek teklif edince ben biraz işkillendim...
Aynadan gördüğüm sesi kısık televizyonda sürekli kanallar değişiyor. Boş oturan berber, elindeki kumanda ile can sıkıntısından kanal değiştiriyor. Bir kadın şarkıcının saray yavrusu evini gösteriyorlar ekranda. İki genç berberin hayranlık ve hayret dolu tepkilerini dinliyorum. Çok beğendikleri banyo bölümüne ben de bir göz atıyorum aynadan ama minyatür hamam görüntüsü dışında bir şey yok ortada. Sonra kanallar tekrar değişmeye başlıyor ve TRT 2 de duruyor. Çünkü bir müşteri daha girdi berbere.
Ekranda bir belgesel görüntüsü. Önce at sanıyorum ama uzun kulaklarından katır olduğunu fark ettiğim uzun bir yük kervanı. İnsanlar Asyalı tipinde ve katırların tırmandığı dik yokuş Himalayalara ait gibi. Ses kısık olduğu için ve gelen müşteriyle yapılan diyalogtan tam olarak duyamıyorum. Mantar ve şifalı bitki kökleri toplayıp ticaretini yapan bu insanlar, Nepalli veya Tibetli olmalı. Yaşadığın coğrafi bölgeye –lı, -li eki konunca, şu etnisitelerin uyuz olduğu “üniter-ulus devlet” sorunu ortadan kalkıyor mu acaba? Gerçi baştan başa Avrupa Kıtasında bu tanımlamada bir sorun yok. İngiliz, Fransız, Alman, Macar, İtalyan, Bulgar, Yunan veya Helen denilmesinde bir sıkıntı yok.
Helen deyince aklıma, Yunanistan da son yapılan seçimleri kazanan PASOK geliyor nedense. Açılımı, “Pan-Helenist Sosyalist Parti” olmalı. Bu “pan” ön eki, siyasi literatürde hep öcü gibi görülür. Yayılmacılığı ifade ettiği için demokratik zeminlerde pek dile getirilmez. Hani şu bizim andımızdaki, “Ne Mutlu Türküm Diyene” cümlesine kafayı takanlar bu “Yayılmacı Helen” için ne düşünürler ki? Yoksa bu yapılan da, öncekiler gibi;“zenginin kızı yapıca çapkınlık, fakirin ki yapınca orospuluk.” standardında, sadece bize mi uygulanıyor?
Berberden çıkınca bir kitapçıya uğramam lazım. Şu Hanımın Çiftliği’ni alıp, çocukların dilinden kurtulayım. Evde bir sürü Orhan Kemal kitabı var ama içlerinde Hanımın Çiftliği yok. Bu kitap da, büyük ihtimalle ödünç verdiğim meçhullerden birinde kalmış olabilir. Şimdi bizim uyanık kitapçılar da popüler diye oldu kitabı iki misline etiketlemişlerdir. Neyse bulup alıcaz artık.
Aslında o gün çocuklara, dizinin iyi-kötü karakterleri hakkında yarım saat ahkam kestikten sonra ben de alıp yeniden okumak istedim bu güzel Orhan Kemal kitabını. Ne demiştim, Orhan Kemal ve Hanımın Çiftliği hakkında o gün sahi? Unutmadan, buraya not düşeyim de çok sevdiğim yazara vefa borcumu bir nebze ödemiş olayım.
-Orhan Kemal demek, gerçekçilik demektir. İnsanımızı her yönüyle ve olabildiğince basitlikte anlatmıştır hep. Bakın Muzaffer Bey kötü bir adam. Köylüleri acımasızca sömüren bir toprak ağası. Peki neden kötü? Geçmişte yaşadığı acı bir olay, yalnızlığı ve mutsuzluğu onu bu yöne itiyor. İleriki bölümlerde Güllü de bu kötü ağanın karısı olup, rahat bir hayat yaşamaktan başka bir şey düşünmeyecek. Nedenini biliyorsunuz. Aslında Cemşir karakteri çok ilginç. Kızı sayesinde köşeyi dönmeye çalışan bir zavallı. Kızının sevdiği Kemal yerine, zengin birisiyle evlenmesini istiyor. İşin ilginci ne biliyor musunuz? Bu toplumda binlerce Güllü, Kemal yerine Muzaffer Beyi (hatta Ramazan’ı) tercih eder. Üstelik bunların çoğunun babası da Cemşir gibi değildir. Cemşir, bunların içindedir. Orhan Kemal, pek çok roman ve öyküde bunu da çok güzel anlatır. İyi-kötü, ahlak-ahlaksızlık, sadakat-aldatma, sömüren-sömürülen, namuslu-namussuz gibi pek çok olgunun aynı insanda nasıl var olduğunu anlatır hep. İşte bu yüzden insanımızı ve toplumumuzu çok güzel anlatan kitaplar yazmış. Melek gibi salt iyiler ve şeytan gibi salt kötüler pek yok tur bu kitaplarda. İnsan vardır bu kitaplarda. İnsan.
|