DİYALEKTİK KOMEDYA

25/10/2009 - PRAGMATİK AÇILIMLAR


       İsimlerinin önünde “prof. dr.” yazan iki köşe yazarı, “Açılım Sürecini” tartışıyor. Proğramda dile getirilenler bilinmedik, duyulmadık analizler değil ama oturup izliyorum. Zira tarafların zerre kadar birbirini dinleme-anlama kaygısı olmadığı, ezber-monologlara göre çok daha kaliteli bir proğram.

       Açılımı, bir ABD senaryosu olması sebebiyle eleştiren profesör, bir ara bu senaryoyu yürekten destekleyen profesörü sıkıştırıyor. ABD’nin demokrasi ve hukuk kavramlarına yaklaşımındaki çifte standart ve tutarsızlık örneklerini veriyor. Amerikan yanlısı profesör bir kahkaha atıyor; “Azizim, ABD’nin dünya siyaseti her daim pragmatizm üzerine kuruludur...”

      Hastane bahçesinde beklerken,  doksanlı yıllarda oturduğum apartmanın kapıcısı Gakkoş’la karşılaştık. O yıllarda, apartmana her giriş çıkışımızda Gakkoş’un terör konusundaki fikirlerini dinlerdik ayak üstü. Bütün kürtleri kesmekten, Fırat’ın doğusuna atom bombası atmaktan filan bahsederdi, Gakkoş. “Ya Gakkoş, bu kadar sert olma! Hem sen, bizden daha yakınsın o etnik kökendeki insanlara…” dediğimizde acayip sinirlenir ve kendisinin filanca oğuz boyundan gelmekte olduğunu anlatırdı uzun uzun. Artık kapıcılığı bırakıp iyi bir işe giren ve o günlerdeki muazzam bıyıklarını sadece dudak üstü kırpılmış çim düzeyine indirmiş Gakkoş’a sordum:

        -Ne diyorsun bu işlere Gakkoş?

        –Var ya bi dahaki seçimde; ne Baykal kalacak, ne de Bahçeli. Tarihe geçecek Tayyip. Bu Obama denilen adam, aslında hakiki Müslüman. Bütün İslam alemini ihya edecek. İsviçre gibi olacağız, şerefsizim...

       Akşam eve gelince, oturup biraz Felsefe Sitelerini karıştırdım. Pragmatizm ve pragmatiklik konusunda bilgilerimi tazeledim hemen. İlgimi çeken satırlardan bazıları:

        “Felsefede Faydacılık ya da Pragmatizme göre; iyi olan en fazla faydayı sağlayandır ve burada fayda zevk, tatmin veya bir nesnel değerler listesine göre tanımlanır. Bu akımın -bir şey uygulanabildiği ölçüde doğrudur- şeklindeki savı ise hiç bir teorik mekanizmanın tartışılmasına izin verilmeden bir şey özden yoksun olduğu halde başarılı bile olsa kabul gördüğünden eleştirilmiştir. Sözgelimi birbirinden farklı seçeneklere sahip bir soru hiç bir bilgi sahibi olmayan kimse tarafından rastgele ama doğru yanıtlandığında faydacılığa göre o şey artık mutlaklık kazanmıştır. Bu kişinin bilgili eğitimli ya da zeki olması pek de önemli unsurlar değildir. Tersi durumda da çok iyi eğitimli ve yetenek sahibi kişiler toplumda iyi statülere erişemediğinde onların gerizekalı ya da cahil olarak damgalanmaları bu akım yüzündendir. Kısacası faydacılıkta önemli olan öz değil biçimdir, olayların teorik akışı önemsizdir mutlak olan daima pratik başarı olarak kabul edilir. Faydacılığın geleneksel şekli en fazla fayda getiren hareket en iyi harekettir diyen hareket faydacılığıdır. Buna alternatif ise en iyi hareket en fazla faydayı sağlayacak kuralın emrettiği harekettir diyen kural faydacılığıdır. Örneğin bir kişi yalan söylerse en fazla faydayı elde edeceği bir durumda olsun. Hareket faydacılığına göre en doğru hareket yalan söylemektir. Ama genel kural olarak doğruyu söylemek o kişiye daha fazla fayda sağlayacağını kabul edersek kural faydacılığı açısından doğruyu söylemek gerekmektedir.”

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

2009-10-31 10:26:05 - Faydacılık Ve Biz

Yazan: nihansum
Eğitim hayatımız boyu öğretilen düşünce biçimlerinden yalnızca biri Pragmatizm... Sizin de yazdığınız açıklamayı okuyunca çevremde ne denli çok olduğunun, iş yaşamımda, özel yaşamda, siyasi arenada, ticaret hayatında bu düşünceyi benimsemiş ne kadar fazla insan olduğunu üzülerek görüyorum. Dün başka olanlar bugün başka bir renge bürünmüşler adeta. Devir ve şartlar neyi karlı kılıyorsa hesabı. Acaba diyorum bu bizim özümüzde mi var?
Bağlantı

2009-10-28 14:56:05 - Faydacılık

Yazan: acartolga
Kamu kuruluşunda çalışıyorum, faydacılığın ne demek olduğunu lisedeyken teorik olarak öğrenmiştim, çalıştığım yerde pratik olarak da gördüm/görüyorum. Geleneksel faydacılar da, hareket faydacıları da bol miktarda var çalıştığım yerde.
Bağlantı

2009-10-27 00:45:11 - Zombilesme yolunda

Yazan: yusuf eryigit
Uzun zamandir yazma konusunda hicbir caba göstermiyorum,bilgisayarda macakizi oyununu kesfettim oynayarak güzel vakit geciriyorum.
Zaman su gibi akip gidiyor,sikicida degil.
Coklari zamansizliktan sikayet eder benimse zamanim cok bol ve bol keseden harcama yapiyorum.
Aslinda yazacak konu cok fakat onlar bile yazilanlarin tekrarindan öteye gitmiyor.
Bir tarihte birseyler yazmaya calisirken bir tespitte bulunmustum.
Söyle demisiz orada.
-----------------------
Aslında bende toplumun dert ve sorunlarını anlatan bir kitap yazıyordum.
Bu konuda o kadar çok kitap yazıldı ki benimkide onların bir tekrarı olacaktı. Herkes toplumun sorunları deyip,kitabını yazıp kurtuluş önerilerini ortaya atıyordu.
Sonuçta öz itibarıyla önerilerin hepside aynıydı.
Fakat herkes kendince,kendi üslubunca formüle ettiği için olay değişik gibi görünüyordu. O önerilenlerin bazılarını bende kendimce yorumlayıp ortaya sürecektim.
Görünümü itibarıyla sokak kadınını andıran Selvi hanım bunu yutmadı.
Belli ki o okuma konusunda bir hayli mesafe katetmişti.
--------------
Bu tespitten sonra o andaki toplumun icinde bulundugu durumu analiz etmis ve demiskimki.

Bu sokak kadınının söylediklerinde ne derece doğruluk payı var düşünmeye başladım.
Aynı zamanda şehrin dış mahallelerine doğru ilerliyordum.
Her geçtiğim sokakta kadınlar oturmuşlar tozun toprağın içerisinde biri birlerine bir şeyler anlatıp gülüşüyorlardı.
Ne konuşuyor da bu kadar gülüyorlar diye kulak kabarttığımda,konuşulanların dedikodudan öteye gitmediğini gördüm.
Bu konuşmalar bir nevi onların kimliklerini yansıtıyordu.

Ülke savaştan yeni çıkmış,fakirlik diz boyuydu ama onlar kendi dünyalarında yaşıyorlardı.
O dünya ise gerçek yaşamın tamamen uzağındaydı.
Vezir gölgede kalmış olsa bile ülkeyi savaşlara sokarak bu hale getirmişti.
Onlarsa olayı tam olarak anlamanın çok uzağındaydılar.
Şimdi vezir iktidara gelirse ne olacaktı bunların halleri.
Hiç bir biçimde vezirden kurtulamayıp,durmadan Allah’a yalvaracaklardı.

Allah’sa kendi işinizi kendiniz görün deyip yakarışları gerisin,geriye havale edecekti.
Çünkü bu hep böyle olmuştu.
Kendi kader ve geleceklerini baştakilere teslim eden bu insanlar her şeyi Allah’tan beklemekten başka bir şey yapamıyacaklardı.
Aklınızı kullanın dense kimsede akıl kalmamıştı ki.
Çünkü hepsinin de kafası öyle veya böyle boş şeylerle doldurulmuştu.
O boş şeyleri ayıklayıp yerini işe yarar bilgilerle donatmak zorun,zoru idi. İşte zor yolu seçemeyen çoğunluk, kolayla yetinmeye kanaat getirince inlemeye devam ediyordu.

Alıcı gözle şöyle bir bakıldığında toplumun eğitimsiz olduğu hemen belli oluyordu.
Eğitim konusunda kral ve tayfasının hiç bir çaba sarfetmedikleri belli oluyordu.
Bir açıdan bakıldığındaysa kralın haklı olduğu çıkıyordu ortaya.

Öyle ya kral neden eğitecekti ki toplumu.
Eğitimsiz ve cahil bırakılmış bir toplumu yönetmek daha kolay değil miydi? Hatta bir bahanesini bulup toplumu kendi içerisinde küçük guruplara bölmek daha iyi değil miydi?
Kralda bunları hesaplamış olsa gerek ki, hiçbir çaba sarfetme gereği duymamıştı.

Okumayan bir toplumun zamanla çürümüşlüğe doğru gittiğini kendi yaşadıklarımdan öğrenmiştim. Okuyup kendi düşüncelerini kullanmaktan uzaklaşan halk yığınları çabucak televizyonun esiri haline geliyordu.
Artık geniş yığınların düşünüp tartışmasına gerek yoktu,tv. Onların yerine her şeyi yapıyordu.

Bunun farkında olan tv. Sahipleri uzman kadrolarıyla halkı bombardımana tutuyordu.
Bu bombardıman altında sersemleyen halk kendi yolunu bile bulmakta zorluk çekiyordu.
Halkın ilgisini çeken bir olayın daha başlangıcında,olaylar enine boyuna tartışılıp insanların önüne konuyordu.

Daha insanların düşünüp olayı kafalarında anlamalarına bile fırsat verilmeden,neticeye gidilmiş oluyordu.
Kendi kafa ve beyinlerini kullanamayan böylesi bir toplum geleceğin canlı robotlarını oluşturacaktı.
Neticede ortaya bir şey çıkıyordu.

Her şeyi yukarıdan beklemeye alışık olan ve çoğunluğunu da kadınların oluşturduğu bu toplumu,derleyip toparlamak için kraliçenin iktidara tam hakim olması gerekiyordu.
Onun içinde ne yapıp,yapıp karşı cepheyi iyice dağıtmalıydı.
Bu ise hiçte kolay değildi. Çünkü onların hepside eski birer kurttu. İktidar kavgası içten,içe devam ediyordu ama henüz sokağa ve insanlara yansıması
yoktu.
----------
On yil önce yazdigim kitaptan kisa bir kesitti bu.
Demekki toplumlarin degismesi kolay olmuyor.
Dünya yaratilirken kainatin efendisi dediki,öyle bir yerküre yaratalimki dönüsünde herkesin payi bulunsun.
Herkesin yasam kesitinden birer gram aldi ve bu dünyanin kütlesine esit geldi.
Her gelen cam fanusa girer gibi kendi kesiti icinde dönmeye basladi.
Herkesin ayni anda hep birlikte döndügü sanilsada özde herkes kendi ekseni etrafinda dönüyordu.
Bundan dolayi herkesin dogrusuda,yanlisida farkliydi.
Burada en dikkat edilmesi gereken ana nokta,dünyanin dönüsününü olusturan bu birer gramliklarin ana kütlesiydi.
Kimse tek basina bu kütleyi cekip ceviremiyor,hersey ayarlanan yön dogrultusunda ilerliyor.
En mükemmel fikirlerin olusmasi bir ise yaramiyor,cünkü kitleleri kendi öz kütlesi disina tasiyamiyorsun.
Herkes alisik oldugu ve ayarlandigi üzere ayni eksen etrafinda dönüyor.
Bunu ne bilimadamlari,nede politikacilar cekip cevirebiliyor.
Onlarin yaptiklarinin hepside büyük kütleye baglanmis durumda.
Yapilan her yenilik,bulunan her icat bu kütleyle uyumlu olmak zorunda.
Dolayisiyla kütlenin dönüsü bulunan icatlarla hiz kazaniyor.
Örnegin su anda hersey hiza girmis vaziyette.
Bundan dolayi bedenler zombiye dönüstü ve insanlik altindan kalkamayacagi bir yük altina sokuldu.
Bu nedenledirki su anda zombi filmleri revacta.
Yani insanlar egleniyor gibi görülsede,arkasinda büyük bir protesto vardir.
Bunuda elli ülke ve ücyüz sehirde dans ederek disari vuruyor.
Yani zombi dansi eglence araci olarak kullanilmaz,cünkü orada bitip tükenmis ruhlar var.
Zombilik onu sembiolize ediyor.
Simdi burada sorabiliriz,Türk toplumu iyiden iyiye zombilestimi,yoksa zombilesme yolundami?
Eger zombilesti denirse demekki hersey bitti,yeni bir baslangica gidiliyor.
Yok eger henüz zombilesmedi denirse,biraz daha zaman var demekki.
Bağlantı

2009-10-26 12:09:12 - Merhaba

Yazan: WaitForSleep
Bunyamin abi, Faydacilik cogunlugun genel gecer kurali olmus desem cok mu yuzeysel kalir acaba?
Malum unutmusum okumayi, yazmayi analizi falan. Simdilik boyle ufak bir baslangic olsun.
Bir de buranin kalitesi artmasi disinda hiic ama hic degismemis, sasirmadim ama yine de cok sevindim.
Gorusmek uzere, cok selamlar uzaklardan...
Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->


Hakkımda

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler




Paco De Lucia_Vicente Amigo Noa - Paco De Lucia Gazeteler
İngilizce sözlük
wikipedia

Birdeliningünlüğü
yemekhikayeleri


Google

Site Meter