6/5/2009 - TOPRAK VE İNSAN

Kazılacak mezar sayısı kırk dört olunca, iş makineleri devreye girmiş. Annelerinin karnında ölen üç bebekle birlikte toplam kırk yedi can için toprakta epey bir boşluk açmak gerekmiş. Ne kadar çok toprak kazılıp dışarı çıkarılmış. Fotoğraflardaki insanlara bakamıyorum, sadece toprağı görüyor gözlerim. Ne kadar canlı, taze ve güzel bir toprak. Pek çok ürün yetiştirmeye uygun, oldukça verimli gibi görünüyor...
Diyorlar ki: bu güzel toprağı paylaşamamışlar.
Oysa ne biz çok kalabalığız, ne de toprak çok küçük. Kilometrekareye düşen nüfusumuz, yüz kişi bile değil. Üstelik toprak da sanki ölü gömmek dışında pek kazılmıyor gibi köyde. Öyle pek bir tarla-bahçe tarımı yok ortada. Erkeklerin tamamına yakını, elde silah koruculuk yaparak geçimlerini sağlıyorlar. Dışarıdan gelecek herhangi bir saldırıya karşı köyü/köylüyü koruyan erkekler. İşte bu erkeklerden sekizi alıyor, kırk yedi canı. Trajediye bakar mısınız? Artık, bu köyün korunma problemi de kalmamıştır. Hangi düşman güç, gelip de bu katliamdan öteye bir şey yapabilir ki?
Diyorlar ki: ölenlerin içinden birisi, öldürenlerin ailesinden bir kıza tecavüz etmiş. Mağdurun ailesi de bu mağduriyetlerinin giderilmesi için düğünü olan kızı kendileri gelin almak istemiş.
Hani böylece, nikahlı da olsa; 1-1 lik beraberlik sağlanacak. Acaba böyle şeyleri hiç mi görmesek, duymasak, bilmesek? Bazı devlet sırları gibi, bazı şeyler millet sırrı olarak mı kalsa? Evet, en iyisi sadece toprağa bakmak. Ne kadar güzel bir toprak.
Yok yok, sır olarak kalmasın. Hatta ilan edelim bütün dünyaya. Dostumuz, düşmanımız bilsin bu hasletlerimizi. Özellikle de düşman olarak gördüklerimiz bilsin. Bilsinler göz diktikleri bu güzel topraklar üzerinde yaşayanları. Belki caydırıcı bir etkisi olur. “Toprak güzel ama üzeri, birkaç bin yıl daha evrim süreci ister.” desinler.
Bir toplumun gelişimi, bir çocuğun gelişimine ne kadar çok benziyor. Doğru bir gelişim için ne çok öğüt-uyarı-eleştiri yapılıyor bir çocuğa. Hep derler ya: biz de eleştiri kültürü yok. Pohpohlanmayı seven, eleştirilmeyi sevmeyen bir toplumuz. Bernard Shaw İngiliz Milletini, Emile Zola Fransız Milletini, Goethe Alman Milletini ne çok eleştirmiş. Yaşadıkları dönemde, yerden yere vurmuşlar toplumlarını. Hepsi de baş tacı olmuş ülkelerinde. Biz, Aziz Nesin’in “% 80’i aptal” eleştirisinde bile kaldıramadık. Bize eleştiri olmayacak. Biz “sen aslansın, sen kaplansın” morfinine kötü alıştık galiba.
Ama eleştirilmeyen, sorgulanmayan toplumlar da; tırmık-bel değmemiş toprak gibi kalıyorlar ne yazık ki. Bir karış altı ne kadar güzel olursa olsun; yüzeyi ayrık otlarıyla, dikenlerle kaplanıyor. Dikenler de işte böyle, bahar filan demeden ve elimize değmeden de kanatıyor içimizi...
|