Fizyolojik ihtiyaçları ötesinde arayışlara giren, düşünmek için bilgilenmeye yönelen insanların çoğununun başına gelir. Kızamık, kabakulak veya suçiçeği gibi; entelektüel sürecin bir tür çocukluk hastalığıdır. Tek bir kitaptan veya bir yazardan, çok fazla etkilenmek. Bu bilgi kaynağını, düşünsel hayatının bir nevi “mürşidi” olarak algılamak. Söz konusu kaynağa, her kapıyı açan bir çilingir gibi yıllarca çok fazla işlev yüklemek.
Okul müfredatı dışında düzenli okumaya biraz geç başladım. Okuduklarım içinde önemlice kısmını, yarım bıraktım. Sonuna kadar okuduklarımın bir kısmını da, göz atarak tamamlayabildim. Üstüne üstlük bu okumalar, nicelik olarak da epey düşük sayıda kalınca; “bir kitap okudum, hayatım değişti” virüsüne, kudretten aşılı gibi bir direncim oluştu...
Peki böyle aşılı bünyelerde keşfedilen bir kitap, bir yazar veya bir filmin nasıl etkisi oluyor? Örneğin : yeni keşfettiğimve bir bölümünüüstte paylaştığım belgesel çalışmanın ne gibi etkisi oluyor?
En baştan sonuna kadar, üç ayrı değerlendirme yaftası gelişi güzel dolanıyor zihnimde.
Kah, Vizontele Filmindeki Deli Emin’in, televizyonu ilk gördüğünde; “Şerefsizim, benim de aklıma gelmişti bu...” cümlesindeki gibi HEMFİKİR oluyorum.
Kah, yıllar önce hemfikir olup beyinciğime attığım bir “doğru” nun, zaman içinde epey yamulduğunu anlayıp YENİ FİKİR sahibi oluyorum.
Kah, bana sunulan bilgi “allameyi cihan”dan da gelse; mevcut dağarcığımın keyfiyetiyle “RED ETME” hakkımı kullanıyorum.
Her şeye rağmen, öğrenilen bilgilerin paylaşıldıkça zenginleştiğine inandığım için de; Zeitgeist Üçlemesinin diğer iki bölümüne erişebileceğiniz linki sunuyorum.
Su anda yasadiklarimizi belki binlerce kez yasayip herseyi sirasina göre semamiza yerlestirdik.
Her yasadigimiz olay semada uykuya yatti ve uyandirilacagi günü bekledi.
Bunlardan bazilari sonsuz uykuya yatirilirken,bazilari takvime göre zamana yerlestirildi.
O gün geldiginde bir vesileyle uyanip bedensel yapida hareketlilige neden olacaklar.
Bir kitap okuyup yahutta bir konferansta degisenler bu durumu yasiyor yani bir hatirlatmayla kendinde varolani harekete geciriyor.
Günümüz insaninda hersey mevcut fakat herkes ancak kullanabilecegini zamana aciyor gerisi uykuya devam.
Burada uykuya yatirdiklarini ise bir baska zaman diliminde harekete gecirip orada kullaniyor.
Eger bir kisi semasinda varolani tümden hareketlendirirse,beden bunu tasiyamaz ve bir yerde hastalanip yataga düser.
Yani toptan acilim hem bedeni sakatlar hemde gereksiz birsey.
Birde kisi elinde olmayarak bu acilimi yapar oda anlatildigi gibi bir kitabin yahutta kisa metrajli filmin hatirlatmasiyla olabilir.
Eger kisinin uyanmasina sebep olan bilgiler o kiside uyku halinde olmasaydi,kisi asla tepki veremeyecekti.
Tepki vermis olmasi kendisininde ayni bilgilere sahip oldugunun kanitidir.
Bu tepkiler cok cesitli olup cogunun kökleri derinlerdedir,onlari uyandirmak icinse cok caba sarfedilmeli.
Aslını istersen benim kafamı oldukça kurcaladı bu seri Bünyamin Abi. Bazen bir bilmkurgu filmi izler gibi, bazen komplo teorisinin içinde komplo arar gibi izledim. Venüs kentleri bir yanıyla çok mantıklı bir yanıyla da korkutucu geliyor. Günlük işlerini yapmayı bırakan insanlar ne yapacak? Dünya birbirinin tıpkısı olan akıllı kentlerle kaplandığında, ülkeler, diller ortadan kalktığında dünyayı gezmek, yeni insanlarla tanışmak için de bir sebep kalacak mı? Üretimi ve planlamayı tamamıyla süper bilgisayarlara bırakma fikri hata yapma lüksümüzü sıfıra indirecek. Orhan Gencebay' ın "hatasız kul olmaz" kabulu tarihe karışacak :) Peki hiç hata yapmamak sıkıcı olmaz mı?
Mesala bir yerden bir yere gitmek istediğimizde araç bizi en kısa yoldan götürüp en az enerjiyi harcamak isteyecek. Yoldan çıkıp ormanın içine dalmamız, ne bileyim bir iki bira içip efkarlanma talebimiz olumlu karşılanacak mi?
Tabi bunlar bu fantezi plana yönelik fantezi sorular. Venüs projesinin uygulanabilirliliği çok zor gözüküyor bana. İnsanlığın kendi kendini yok etme ihtimali bile daha kuvvetli. Fakat olur da gerçekleşirse özgürleşelim derken tutsaklaşmayalım? Tüm kararların bizden bin kat daha akıllı merkezi bilgisayar sistemi tarafından verilmesi "biz ne halta yarıyoruz?" bunalımını beraberinde getirebilir mi?
Zeitgest in para bazlı sisteme yaptığı eleştiriler çoğunlukla yerinde gibi... Dinle, suçla, milliyetçilik ile ilgili çıkarımlar da ilginç. Ama dediğiniz gibi şüpheci yaklaşımla inceleyip bir kenara oturtmamız gerek bu bilgiyi.
Herşeye rağmen izlenmesi, üzerinde düşünülmesi gereken bir seri. Katılıyorum.
Ya Bünyamin saat sabahın 2'si bu saatte 1.5 saatlik videoyu seyredemem elbette...zaten çok uykum var.Yarın gündüz seyredeyim ben bunu...o zaman ayrıntılı yazarım düşüncelerimi.....